Ülkemizde başta e-devlete geçiş ve devlet vatandaş iletişiminde e-posta kullanım potansiyelini değerlendirebilmek için öncelikle devletin vatandaşla olan ilişkilerini güçlendirmede nasıl bir politika izlediğini, bunların gerek Hükümet Programına gerek kalkınma ve yatırım plan ve programlarına nasıl yansıdığına bakmak gerekir. Burada bu düşünceden hareketle öncelikle devlet-vatandaş ilişkilerini güçlendirmede genel kapsam ortaya konacak ve ardından sırasıyla kamuda bilişime hizmet eden kurumsal yapılar ve Ulusal Bilişim Altyapı çalışmaları, kamuda e-posta kullanımı ve yönetimi ve halkla ilişkiler alanına eğitim veren okullarda bilişim eğitimi irdelenecektir.
Devlet-vatandaş ilişkilerini güçlendirme ülkemizde bugüne kadar gerçekleştirilen kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması çalışmalarına da konu olmuştur. Nitekim, TODAİE tarafından gerçekleştirilen Kamu Yönetimi Araştırma Projesi’nin Bürokratik İşlemler bölümünde, yönetim-vatandaş ilişkilerinin geliştirilmesi, vatandaşın yönetimin işleyişi konusunda bilgilendirilmesi önerilmekte; özellikle vatandaşla, yakın ilişkisi olan kamu kuruluşlarının vatandaşlarca yapılan başvurularda izlemeleri gerekli yolları tanıtıcı kılavuzlar hazırlanması ve ayrıca iş sahiplerinden zorunlu olarak istenmesi gerekenler dışında belge istenmemesi ve vatandaşlarının beyanının temel alınması dile getirilmektedir
Bu hedefler gerek Hükümet Programlarında gerek kalkınma ve yatırım planlarında da dile getirilmektedir. Nitekim, T.C. 57. Hükümet Programında “Çağdaş devlet ilkelerine ve ülkemizin gereksinimlerine yanıt verebilecek şekilde kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması ve kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde adaletli, şeffaf, verimli ve katılımcı bir yönetim anlayışı benimsenecektir” (Resmi Gazete, 10 Haziran 1999: Sayı 23721) hükümleriyle ülkemizde devlet-vatandaş ilişkilerinin güçlenmesine yönelik genel bir çerçeve çizilmektedir. Öte yandan, çalışmaları yeni tamamlanarak kamuoyuna sunulan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın Dokuzuncu Bölümünde yer alan Madde 1836’da “Kamu hizmetlerinin sunumunda vatandaşın memnuniyeti esas alınmak suretiyle, hizmet kalitesine ve sonuçlara odaklanarak, kamu yönetiminin etkinliğini ve halk nezdinde güvenirliğini geliştirmek esas olacaktır.” ifadesi de bu çerçeveyi desteklemektedir. (DPT, 2000:192). Aynı şekilde 1999 Yılı Yatırım Programı’nda da amaç olarak vatandaşa güvenen ve bireyi ön plana çıkaran bir yönetim anlayışının yerleştirilmesi benimsenmektedir. Öte yandan, vatandaşlarla ilgili usûl ve işlemlerin basitleştirilmesinde vatandaşa doğrudan hizmet veren kuruluşlarda vatandaşın beyanının esas alınması ve gereksiz formalitelerin kaldırılması ilkesi getirilmiştir.
Devlet-vatandaş ilişkilerini güçlendirmeye yönelik yasal düzenleme olarak henüz TBMM’de tartışılmakta olan Kamu Denetçiliği Kurumu (Türk Ombudsman’ı ) kurulması ve bu Kurumun yapısı, statüsü ve çalışma esaslarını belirlenmesine ilişkin olarak “Yurttaş Sözcüsü Kanun Tasarısı” Taslağı’ndan söz edebiliriz. Bu yasa taslağı yurttaş sözcüsünün denetim alanının, askeri kuruluşlar dışındaki tüm idari eylem ve işlemleri kapsamasını öngörmektedir.
***
Yukarıda özetlenen yaklaşımlar ve oluşumlar devletin vatandaşla olan ilişkilerini güçlendirmeyi ve bireyi ön plana çıkaran bir yönetim anlayışının benimsemeyi temel hedef olarak ortaya koyduğunu göstermektedir. Ancak, bu hedefleri gerçekleştirmede nasıl bir strateji izleneceği açık olarak ortaya konulamadığı gibi hedefleri gerçekleştirmede bilişim teknolojilerinin sunduğu olanaklardan yararlanma konusunda da genel bir stratejinin de geliştirilemediği gözlenmektedir.
Öte yandan, devlet vatandaş ilişkilerinde bir güvensizliğin hakim olduğu gözlenmektedir. Bu güvensizliğin bir sonucu olarak vatandaşın devletle olan iletişiminde çok sayıda form ve belge kullanılmaktadır. Bilindiği gibi devletle olan iletişimde yalnızca yazılı başvurular geçerlidir. Bir örnek vermek gerekirse vatandaşların şikayet ve taleplerine çözüm aramak üzere başvurdukları TBMM Dilekçe Komisyonu’nda ancak yazılı başvurular işleme alınmakta ve çözüm üretmek üzere pek çok kamu kurum ve kuruluşlarıyla yazılı iletişime dayalı iş üretilmektedir. Bu çalışma yöntemi ise işin 20 günle 3 ay kadar değişen sürelerde sonuçlanmasına neden olmaktadır. Öte yandan faksla başvurular ancak kayıt almak suretiyle işleme konulmaktadır. TBMM Dilekçe Komisyonu bu çalışma yöntemiyle e-posta başvurularını henüz kabûl edememektedir. Nitekim Komisyon uzmanıyla yapılan görüşmede bugüne kadar e-posta başvurusunun olmadığını dile getirmiştir.
Bu örnekten yola çıkarak ülkemizde devlet-vatandaş ilişkilerini güçlendirilmesine katkıda bulunmak üzere yeni iletişim araçlarının kullanılması ve bu ilişkiyi güçlendirecek diğer önlemlerin (belge sayısını azaltma, kişisel beyana yer verme vb) alınabilmesi için mevcut mevzuatlarda (vergi, sağlık, nüfus vb.) kapsamlı düzenlemelerin yapılmasına ve yeni yasaların yapılmasına gereksinim vardır.
Ülkemizde bilim ve bilişim politikalarının oluşturulmasına ve bu politikaların uygulanmasına hizmet etmek üzere,
- Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK)
- Kamu-Net Üst Kurulu,
- İnternet Üst Kurulu ve
- Elektronik Ticaret Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur.
Öte yandan, Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı bünyesinde Başbakanlık Yönetim Bilişim Sistemi Merkezi kurulmuştur.
Ülkemizde ulusal bilişim altyapısı oluşturulması ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Bu kapsamda Ulaştırma Bakanlığı koordinatörlüğünde TÜBİTAK tarafından yürütülen Ulusal Enformasyon Altyapısı Ana Planı tamamlanmıştır.
Ülkemizde internete bağlanan kamu kuruluşlarının sayısı giderek artış göstermektedir. Nitekim, Kasım 2000 itibariyle toplam 574 kamu kuruluşu internet’e açılmıştır (http://www.metu-edu.tr-8 Kasım 2000). Ekim-Kasım 2000 döneminde internet’e açılan kamu kuruluşları yaklaşık %3 artmıştır (Kaya Bensghir, 2000:108). Öte yandan, kamuda kaç kişinin e-posta adresi olduğuna dair bir istatistiki bilgiye ulaşılamamıştır. İnternete açılan pek çok kurumun özelikle yönetici ve uzman personele e-posta olanağı sunduğu gözlenmektedir. Öte yandan, vatandaşların da özellikle öğrenci ve ekonomik düzeyi iyi olanların çeşitli servis sağlayıcılarından e-posta hizmeti aldıkları görülmektedir.
Bu bulgular ışığında internet’e açılan kamu kuruluşu sayısındaki artış oldukça umut verici görünmekle birlikte, kuruluşların web siteleri incelendiğinde henüz kamu kuruluşların web’i ve bu yeni aracın sunduğu olanakları yeterince kavramış oldukları söylenemez. Öyle ki pek çok kurum için web sitesi bir broşür görünümü taşımakta ve web’e kurumu tanıtıcı bir araç olarak bakılmaktadır. Nitekim, sitelerde ağırlıklı olarak tanıtım amaçlı bilgiler yer almaktadır. Öte yandan sitelerde vatandaşla iletişim kurmaya ve onların görüş, eleştiri ve katılımlarını sağlamaya yönelik diyalog pencerelerine hemen hemen hiç yer verilmemekte ve yalnızca webmaster’a ya da kurum personeline (yönetici ya da çalışan) ait e-posta pencereleri sunulmaktadır. (Kaya Bensghir, 2000:124-125).Fakat 2002 ile bu olumsuzluklar büyük oranda çözümlenmiş kamuda web daha aktif,kamuya açık kılınmıştır.
Kamu kuruluşlarına e-posta kanalıyla gelen mesajlar çoğunlukla webmaster ya da bu amaçla görevlendirilmiş personel tarafından süzülerek ilgili birimlere, yöneticilere aktarılmakta ve talepler yerine getirilmektedir. Kurumlarla yapılan görüşmelerde henüz kendileri için oldukça yeni olan e-posta iletişimi konusunda kurumsal bir e-posta yönetiminin olmadığı; gelen bilgi taleplerinin halka açık gizliliği olmayan bilgiler olduğu sürece karşılandığı belirtilmiştir. E-posta yoluyla gelen mesajların ağırlıklı olarak bilgi istemi içeriği taşıdığı ifade edilmektedir.
Vatandaş istek, şikayet ve ihbarlarını devletin bu amaçla oluşturulmuş çeşitli mercilerine yazılı olarak başvurabilmektedir. Bu merciler, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar olabileceği gibi Milletvekilleri ve diğer yetkili kişilerde olabilmektedir. Ayrıca TBMM bünyesinde bu amaca hizmet eden Dilekçe Komisyonu ve Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı bulunmaktadır. Bu birimlerle yapılan görüşmede vatandaşların e-posta yoluyla başvurularına ilişkin şu bulgular elde edilmiştir:
Öncelikle vatandaşlar bu mercilere ait web sitelerden e-posta adreslerine ulaşabilmektedirler.
E-posta yoluyla Başbakana yapılan başvurular önceden Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü’nce değerlendirilirken bu görev Haziran 2000 itibarıyla Başbakanlık Halkla ilişkiler Başkanlığı’na verilmiştir. Gelen mesajlar incelenerek Başbakana ve ilgili diğer mercilere iletilmektedir.
Başbakanlık Halkla ilişkiler Başkanlığı ile yapılan görüşmede Başbakana gönderilen mesajların giderek artış gösterdiği, mesajların büyük bir bölümünün sivil toplum örgütlerince -STK- (%85-90) gönderildiğini ve geri kalanlarında öğrenciler ve diğer vatandaşlarca olduğu ifade edilmiştir. STK’ların bu yeni iletişim kanalını kullanmaları oldukça sevindiricidir. Ancak, STK’ların çoğunlukla önemli kararların alındığı günlerde aynı mesajları defalarca göndererek server’ları kilitleme noktasına sürükledikleri de belirtilmektedir.
Başbakanlık Halkla ilişkiler Başkanlığı e-posta kanalıyla gelen mesajları resmi olarak kabül etmekte ve işlemleri ve talep sahibine duyuruları ise yazışmalara dayalı eski sistemle- gerçekleştirmektedir. Talep sahiplerine e-posta gönderilmemektedir.
Yapılan görüşmelerde Milletvekillerine gelen mesajların ise çoğunlukla danışmanları tarafından değerlendirildiği gözlenmiştir. Bir danışmanla yapılan görüşmede yukarıda ifade edilen bulguları doğrular bilgiler alınmıştır.
Tüm bu bulgulardan yola çıkarak devletin ve vatandaşın e-posta aracını kullanmada bir öğrenme sürecinin yaşandığını göstermektedir. Öte yandan gerek vatandaşın gerekse devletin bu aracın diğer iletişim araçlarından olan farkı henüz anlamadıkları ve dolayısıyla bu aracı kullanmada verimli bir öğrenme sürecin yaşanmadığı gözlenmektedir. Bu bağlamda e-posta kullanımı ve yönetimi konusunda yapılacak eğitimlerin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Ülkemizde halkla ilişkiler uzmanı yetiştiren üniversitelerin iletişim ve halkla ilişkiler bölümünün ders programları incelendiğinde, bilgisayar kullanım eğitiminden, internet kullanımına ve web sayfası hazırlamaya kadar farklı, bilişim konularına yer verildiği görülmektedir. Verilen derslerden bazıları şu başlıkları taşımaktadır:“Yeni Enformasyon Teknolojileri”,“Yeni İletişim Teknolojileri"Bilgi İşleme Giriş","Enformatik", İnternet, Web Tasarımı İnternet Kullanımı ve Bilgisayar Destekli Reklam ve Tanıtım Öte yandan, bazı okulların (örneğin, Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü) ders programında (Ertekin, 2000: 241-248) henüz internet, web ve bilişim konularının henüz yer almadığı dikkat çekmektedir. (Kaya, Bensghir, 2000:122).
Bu bulgular, devlet-vatandaş ilişkilerini geliştirmede görev alacak personelin eğitiminde bilişim kültürünü kazandırma konusunda adımlar atıldığını göstermektedir. Ancak, bu eğitimlerde halkla ilişkiler uzmanlarını e-posta ve yönetimi konularında bilgilendirecek konulara rastlanılmamaktadır. Burada verilen derslerin çoğu başlıklarından anlaşılacağı gibi kimi uygulamalar hariç yalnızca bilişime giriş niteliğindeki derslerle sınırlıdır. Programlarda öğrencilere e-posta ve yönetimi, internet kültürü ve web becerileri kazandıracak nitelikte konulara yer verilmesi bir taraftan öğrencilere yeni nitelikler kazandırırken, diğer taraftan halkla ilişkiler alanında verilen eğitimin niteliğini de yükseltici rol oynayacaktır.
Ancak ülkemizde bilişim eğitimlerinde kimi sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan en çarpıcı olanı, yeni teknolojik gelişmeleri kullanabilen ve bu alandaki gelişmeleri kendi çalışma alanına uyarlayabilen akademik personelin yeterli sayıda olmaması ve özellikle de okulların bilişim altyapılarının henüz yeni yeni oturmaya başlamasıdır (Kaya, Bensghir, 1995, 323). Bu noktada, ülkemizde tüm üniversitelerin ULAKNET kanalıyla internet’e açılabilmeleri önemli bir adımdır.