İnsanlarımıza ne kadar yatırım yapıyoruz ?. Sektöre eleman yetiştiren okulların, üniversitelerin hali nedir ?. Öğrenciler neyi bilerek yetişiyorlar veya
yetiştiriliyorlar…
Not : Bu yazı,
Marmara Universitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu tarafından
18-19 Ekim 2001 tarihlerinde düzenlenen
"I.Ulusal Meslek Yüksekokulları" sempozyumunda bildiri olarak sunulmuştur.
Bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişime ayak uydurmak için şirketler yoğun bir çaba sarf ediyorlar. Bilgi işlem sektöründe faaliyet gösteren
şirketler, bunları uygulayacak firmalar ; teknolojileri, gelişen terminolojiyi ve uygulamaları öğrenmeye, bünyede hayata geçirmeye çalışıyorlar.
Buraya kadar her şey güzelde, bunları hangi elemanlarla yapacaklar ? Sektörümüze yönelik olarak yapılan çeşitli araştırmalardan derlemelerime göre ; ülkemizin bilgi işlem elemanına gereksinimi şu an 50 bin kişi dolaylarında. Bu sayının önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağı ve 2003 yılında 150 bin olacağını tahmin ediyorum. Ayrıca, ülkemizdeki bilgisayar sayısının 2003 yılında 4.5 milyon olacağını ve internet kullanıcı sayısının 6 milyon kişiye ulaşacağını tahminlerimize ekleyelim.
Bütün bu öngörülerin sonuçlarını irdelersek ;
Ø Önümüzdeki üç-beş yıl içinde artan bir hızda bilgi teknolojileri yaygın olarak kullanılacak,
Ø Internet kullanımı yaygınlaşacak ve buna bağlı olarak başına “e” gelen yeni kavramlar hızla hayata geçecek,
Ø Bütün bunların yapılmasında görev alacak bilgi işlem eleman sayısı yetersiz kalacaktır.
Bu sayıları ve hedefleri hemen her yerde sıkça okuyoruz. Ancak kavramları tartışırken bir şeyi gözden kaçırıyoruz. Hedeflerimize ulaşmada teknoloji araçtır. Bunları kullanacak olan insanlar amaçtır
Yukarıda kısa bir özet olarak çıkarmaya çalıştığım gelecek Türkiye’sinde yer alacak genç beyinlerin yetiştiği ve yetişeceği bu üniversite çatısı altında nasıl bir eğitim ve öğretim verilmesi gerekliliğini iki gündür tartışıyoruz.
Üniversitelerin genel anlamda teorik yaklaşımlarla öğrencileri gerçek hayata hazırladıkları ve onlara ileriki zamanlarda kullanabilecekleri bilgilerle donatmaya çalıştıkları bilinmektedir. Ben de bu eğitimi alarak çalışma hayatının gerçeklerine kolayca adapte olacağımı sanmıştım on dört sene önce bu sıralarda okurken... Ama gelin görün ki aldığımız eğitimlerin bize kazandırdıkları bilgileri ne yazık ki çalışırken pek azını kullandık. Hele iş yaşamının ilk yılları çok daha yoğun bir şekilde eğitimle ve öğretimle geçti. Hata yaparak, deneme yanılma yöntemlerini kullanarak kendimizi bulmaya ve yer edinmeye çalıştık
Peki neydi eksik olan ?
Biz çalışma hayatına hazır değildik ! Bizlerden ne isteniyor ? Ne bekleniyor ? bunları bilmeden mezun olduk. Her geçen gün kuralları ve şartları değişen zorlaşan özel sektörde neyi nasıl yapacaktık ? Zamanın değişmez kuralı ile geçen yıllardan sonra belirli bir kademelere gelen ve artık yönetici konumunda olan bizler şirketlerimize eleman alırken ne yazık ki bu gerçeği unutarak daha hazır, daha tecrübeli, daha kaliteli mezunlar arar olduk. Oysa bu zaman zarfı içinde ülkemiz gerçeğini de göz ardı etmeden üniversitelerimiz de neler değişti ? neler oldu ? Bunları yok sayarak bu isteklerimizde ne kadar haklıyız ? Ya da çoğumuzun toplantılarda sohbetlerde dile getirdiği ‘eleman bulamıyorum’ ‘eleman sirkülasyonu çok fazla’ şeklinde ki serzenişleri ne kadar doğru ?
Peki ne yapmalıyız ?
Oturulan masaların arkasından bakarak güzel sözler söyleyerek bu gerçekleri değiştirmek mümkün değildir. Bu ülkede yaşayan herkesin manevi anlamda ödemesi gereken bir borcu vardır diye düşünmekteyim. Sürekli sorunları ortaya dökmek veya çözümsüz çözümler sunmakla da bir yere varılamaz. Herkesin kendi çapında yapabileceği irili ufaklı bir şeyler mutlaka vardır. Önemli olan bunu istemek ve gerekli zamanları yaratabilmektir.
Bu düşünceye inanan birisi olarak ve benim gibi insanların da var olduğunu bilerek sizlere neler yapılabildiğini, yapılacağını somut örneklerle sunmak istiyorum. Aslında bu sempozyumda konuşma yapma isteğim de yaptıklarımızı duyurmak adınaydı. Bunun gerçekleşmesini sağlayanlara yeri gelmişken teşekkürlerimi ve şükranlarımı bir kez daha sunuyorum. Bizleri bu zincirin bir halkası olarak görmenizi rica ediyorum.
İlk olarak sivil toplum örgütü olan Türkiye Bilişim Derneği çatısı altında tanıdığım üniversite kesiminden gelen hocalarımızla ilerleyen sohbetlerimizde bu konuda neler yapılabilirliğinin arayışı içinde olduk. Önceleri üniversitede çeşitli konularda verilen seminerlerle genç beyinlere teknolojik alanlarda ki son gelişmeleri aktarmaya çalıştık. Yönetim konularında dikkat edilmesi gerekenler başka bir seminer konusuydu. Böylece üniversite-özel sektör yakınlaşmasının ilk adımları atılmaya başlanmıştı. Dışardan gelen biri olarak son derece kısıtlı imkanlar altında bilgimizi, tecrübelerimizi, beklentilerimizi anlatma fırsatını yakaladık. Bizleri dinleyen öğrencilerin ilgisi ve alakası, soruları hatta gözlerinde ki ışıltılar yegane kazancımızdı.
Daha sonra ise bu üniversitenin Bilgisayar Programcılığı bölümünde bir dersin hocası olarak buluverdim kendimi. Başka arkadaşımız da diğer derslere giriyorlardı. Veya zamanı olmayanlar seminer veya konuşma yapmak için zaman yaratıyorlardı.
Ancak özel sektörden gelen biri olarak sadece ders konusuyla sınırlı kalmıyordu ders saatlerim. Hatta konu haricinde veya konuya bağlı olarak dışarıdaki hayattan kesitler sürekli aktarılıyordu. Zaten asıl amaçta bu olsa gerek. Hele bilgisayar programcılığı bölümünde iki yıllık süre zarfı içinde hızlı bir şekilde eğitimlerini almaya çalışan öğrencilerin her gün gelişen teknoloji karşısında korkuya, umutsuzluğa kapılmadan geleceğe hazırlanmaları çok daha zor...
Korku ve umutsuzluk kelimelerini özellikle kullandım. Çünkü bir seneyi aşkın bir zamanda beraber olduğum bu genç arkadaşlar ; ders dinlerken, ders çalışırken sürekli aynı sorular var beyinlerinde : Nasıl bir iş ve hangi bilgiyle ?
Bilgi işlem sektörü ve teknolojisi özel sektörün bile zamanında yakından takip edemediği kadar hızlı bir şekilde gelişmekte. Özel sektörün imkanları ile üniversite imkanlarının bir olamayacağı gerçeğinden yola çıkarak donanım ve yazılım konularında bilgilerin aktarılması ve en önemlisi bu gelişmeleri kullanabilecekleri ortamların yaratılması onlara güven ve güç kazandırıyor. En basit anlamda teknolojik kavramları bilmeleri, en son yazılımları, donanımları görmeleri bile onları bizlerle aynı terminolojiyi kullanmalarını sağlamakta. Şirket gezileri, şirketlerde sunulan staj imkanları onlara hem mesleki hem de yönetimsel tecrübeler kazandırmaktadır.
Geçen sene bölümde verilen ders ve eğitim programları hatta bitirme projeleri onlara mezun olduklarında kullanabilecekleri bilgileri içermekteydi. Bunların güncel konularda olması onların ilgisini çektiğinden katılım üst seviyede gerçekleşmiştir. Zaman zaman dışardan gelen değişik meslek gruplarına mensup yönetici arkadaşlarımız kendi düşüncelerini, beklentilerini gayet açık bir şekilde dile getirmişlerdir. Konuşulan konuların açık ve net olarak ortaya konulması kafalarda herhangi bir soru işareti doğurmamıştır.
Peki yeterli mi ?
Anladım ki onlara sadece derste sınırlı kalan bir beraberlik yetmiyor. Konuşabilecekleri, düşüncelerini rahatça paylaşabilecekleri kısaca onlara yol gösterebilecek kişilerin arayışı içindeler. Yani rehberlik istiyorlar. Internet işte bu noktada bizlere yardımcı oluyor. Bazen mail ile bazen de mesaj dağıtım servisleri (gruplar) ile iletişimin sürekli kılınması sağlanıyor. Geçen sene bu bölümden mezun olan öğrencilerle kurulan ve bu sene ki öğrencilerinde katılmaları sayesinde mezun-öğrenci beraberliğini kazandırmayı hedeflemektedir.
Sözü fazla uzatmadan toparlarsak herkesin mutlaka yapabileceği bir şey vardır. Zaman ve şartlar kısıtlamalarda bulunsa bile değişik yöntemler denenerek çözüm sağlanabilir. Özel sektörde yönetici konumunda olan bizlerin kolayca işe alabileceğimiz mezunları yetiştirmekte üzerimize düşeni yapmamız gerek. Bunu yapmadan eleştirilerde bulunmak haksızlıktır. Ne ekersen onu biçersin sözünü hatırlatarak yukarıda anlatmaya çalıştığım çözümleri ve imkanları başlıklar halinde sıralarsak ;
Ø Üniversite kesiminin öğretim görevlisi ve yönetimiyle özel sektörle işbirliği adımlarını atması ve yakın ilişkide bulunması,
Ø Özel sektörün ve çalışanların bu ilişkide kendi menfaatlerinin de olacağını unutmadan imkanlarını kullandırtması,
Ø Sivil toplum örgütlerinin, iki sektörün bir araya gelmesinde bir köprü vazifesi görecekleri bir yapıda ve amacında olmaları,
Ø Şirketler, başta staj olmak üzere günlük gezilere imkan tanımaları, seminer, ders verme konularında yardımcı olacak çalışanlarına izin ve kolaylık sağlamaları,
Ø Öğretim görevlerinin ve üniversite yönetiminin dışardan gelenlere gerekli kolaylıkları sağlamaları,
Ø Aktarılacak bilginin net, açık, anlaşılabilir olması ve her şeyden önemlisi etkileşimli bir şekilde verilmesi,
Ø Öğretim görevlilerinin de mesleklerindeki gelişmeleri yakından takip etmeleri gerekmekte,
Ø Üniversite yönetimlerinin bölümlere gerekli kaynak aktarımını sağlayarak laboratuvar ortamlarının yaratılması,
Ø Yazılı ve görsel medyanın bu işbirliği konusunda duyarlı davranması ve haberlerinde, yazılarında bu konuya yer vermesi,
Ø Bu yakınlaşma sayesinde, mezun olacaklara iş imkanlarının şirketler ve sivil toplum örgütleri tarafından sağlanması,
Ø Internet ortamının etkin ve aktif bir biçimde bütün tarafların katılımıyla kullanılıyor olması,