SULTANAHMET’TEKİ YERLER
Sultanahmet’teki en çok göze batan yerler ilk başta surlar ve yapıtlardır. Bunlardan ilk başta surlardan bahsedeyim.
Surlar:
İstanbul kenti haliç,Marmara ve kara etrafının surlarla kaplı olduğunu biliyoruz.Önceleri Saray burnu ve çevresinden itibaren olan şehirin etrafını da surların çevirdiği bilinmektedir ancak şehir büyüdükçe normal olarak şehiri savunmak için surlarda büyütülmüş olanlarda tamir edilip güçlendirilmiş.Bu surların mevcut kapıları ise şunadır:Unkapanı kapısı,Ahır kapı,Ayazma kapısı,odun kapısı,zindan kapısı,balık pazarı kapısı (yemiş iskelesi),çatladı kapı,yeni camii kapısı ve bahçe kapısıymış.ayrıca Osmanlı ve Bizans gibi uygarlıkların paraya düşkün ve saraylarda yaşamayı sevdiklerini hepimiz biliyoruz.saraylardan ikisi:
Büyük Saray:Bizans imparatorlarının şimdiki Sultanahmet meydanı ile deniz arasında yaptırmış oldukları saraymış.bu kadar güzel bir yere yapılmış olan bu saray İstanbul’un fethinden önce boşaltılıp harabe haline getirilmiş.Ancak bu harabeden kurtulan iki tane eser kalmış.bunlardan biri çatladı kapı civarında deniz kenarında görülen büyük kemerli ve tonozlu bir yapıymış. Bu harabenin yanındaki sur buncu,Anadolu’nun doğusundan gelen taarruz ateş ve duman vasıtasıyla haber alarak saraya aktaran “ Pharos “ denilen fener kulesiymiş.Büyük sarayın diğer kalıntısı ise Sultanahmet camii arkasında caminin arastasının dükkanları arasında bulunan ve geniş bir alanı kaplayan döşeme mozaikleridir.
Mangana sarayı:Gül hane – ahır kapı bölgesinde bulunan bu saray,10. ve 11.yüzyıllar Bizans imparatorlarının Büyü saray yerine tercih ettikleri bir saray olmuştur.Kaynaklardan beş katlı ve muhteşem bir yapı olduğu öğrenilen bu saray,12. yüzyılda yıktırılmış. 13.yüzyıldaki Latin istilasından sonra ,mangana Sarayı’nın ne durumda olduğu bilinmemekteymiş.1921-1923 yılları arasında sarayın daha önce var olduğu yerde yapılan kazı ve incelemeler sonucunda ,toprak altından çıkarılan kalıntılarından ,planı çıkarmak mümkün olabilmiş.
Birde Sultanahmet’in en çok turist çeken ve ziyaret edilen yerleri de dikilitaşlar ve anıtlar.
DİKİLİTAŞ :
Bu
anıtın bir benzeri de Mısır’ daymış. Mısır firavunlarından III.Tutmosis MÖ 1450’
de yapılmış. 390 yılında imparator Theodosius tarafından şimdiki yerine
yerleştirilmiş. Şimdiki anıtın ilk halinin üçte ikisi olduğu anlaşılan
Dikilitaşın şimdiki yüksekliği 19.59 metredir. Taşın yüzeylerinde kabartmalar
görülmekteymiş. Bu kabartmalar Grekçe ve Latince’ymiş . Taşın getiriliş öyküsü
anlatılıyormuş. 1857 yılında yapılan kazı çalışmaları ile şu anki anıt ortaya
çıkartılmış.
Burmalı Sütun :
“Yılanlı
Sütun” olarak da bilinen bu anıt, İstanbul’un en eski ve tarihi yapıtıdır. Yunan
mitolojisine göre güzellik, kuvvet ve kudret tanrısı olan Apollon, kötülükleri
simgeleyen “Piton” adlı yılan boğarak öldürdüğünü anlatmaktaymış. 8 m.
yüksekliğinde, 29 boğumlu üç yılanın taşıdığı, 3 ayaklı bir kazandan meydana
gelen bu anıtın, günümüze 5.30 m.’lik kısmı ulaşabilmiş.
Şimdi Sultanahmet’in en tanınmış yapıtlarından biri olan ve görülmesi mutlaka gereken bir yapıt olan AYASOFYA camisini tanımaya çalışalım.
Ayasofya :
Ayasofya’
nın tarihini okuyunca çok eski olduğu ve sürekli yıkımlara uğradığını anladım.
İlk Ayasofya 404 yılında meydana gelen bir ayaklanma sırasında yıkılınca,
imparator II. Theodosius tarafından tekrar inşa ettirilmiş. Ancak bu yapıda 532
yılında çıkan Nika isyanında yanmış. 538 ve 986’da ki depremlerde ve 1204
yılında da İstanbul’un latinler tarafından istilasında zarar görmüş.
Bu kadar zarar gören Ayasofya’nın 9. yüzyılda yapılmış olan mozaikleri günümüze kadar gelebilmiş. Bu mozaikler 1894 yılında olan bir deprem de bazı mozaikleri zarar görmüş.
78x71m lik ana mekanı, kasnağına 40 pencere açılmış olan çapı 31-33m. arasında değişken kubbesiyle muhteşem bir yapıdır. Merkezi kubbenin iki yanına yerleştirilen birer kubbeli mekanı bakımından Süleymaniye Camiine benzetilmektedir.ilk yapıldığında kilise olan Ayasofya sonradan Fatih Sultan Mehmed’in kendi adına vakfettiği ve fetihten sonra cami haline getirilmiş.Camiye dönüştürüldükten sonra tahrip olması önlenen yapı Osmanlı döneminde dışına yaptırılan 4 minareden başka, şehzadeler için türbeler yapılmış ve ilavelerle de daha da güzelleştirilmiş.Türklerin inşa ettiği bir yapı olan medrese ise daha sonra yıktırılmıştır.Ayasofya’ nın içinde bulunan bir kütüphane ve sıbyan okulu ile geliştirilmiş.Cumhuriyetin ilk yıllarında ufak bir tamir görmüştür.bir ara restorasyon çalışmaları için namaz kılınmaya yasak olan Ayasofya 10 şubat 1991 yılında tekrar namaz kılınmaya tahsis edilmiştir.
Dış cephesine baktığımda soğuk bir görünüme sahip olan bu yapının içine baktığımda ise gerek mimari düzen gerekse süslemeler bakımından oldukça zengin ve güzel bir yapı olduğunu söyleyebilirim.
Küçük Ayasofya :
527 yılında imparator I. Justinyen zamanında yap4tırılmış olan bu kilise Sultanahmet’ten deniz yönüne doğru yürüyüp, daracık sokaklarından geçerek karşımıza çıkar.
Sultan III.Bayezid zamanında Hüseyin ağa tarafından minare eklenerek camiye çevrilmiş. Ancak 1955 yılında tamirden geçerek bugünkü minare haline almış.

Çok güzel ve yemyeşil bir bahçesi olan cami ben gittiğimde restore edilerek tamir ve bakım yapılıyordu. Bahçesindeki tarihi odacıklar içersinde turistik ve tarihi yayınları ve eşyaları satan dükkanlar vardı. Bahçesindeki sedirlerde oturup bu yapı hakkında almış olduğum dergiyi okurken ailem de kahve içiyordu.
Süleymaniye camii:Tarihi
ahşap evleri ;mescit ve mezarlıkları Osmanlı İstanbul’unun akin fakat çarpıcı
bir köşesi olan
ülaymaniye
semtinde kendini göstermiş.haliç ve İstanbul’a hakimliyi ile dikkati çeken
önemli bir yapıdır.bazı yapılar mektep(okul) ,onun yanında birbirinden küçük bir
sokak ile ayrılan iki avlulu medrese ,bir tıp medresesi birmarhane büyük bir
imaret ,bir tabhane ,han,caminin Haliç’e bakan doğu tarafında iki medrese vb.
Kitaphanesine göre yapı Mimar Sinan tarafından 1550-1557 tarihleri arasında
tamamlanmıştır.