Her şey okyanus tabanlarında gizli...
| Önceki Sayfa | Ana Sayfa |

Koskoca kıtaların hareket etmesi birçok bilim adamına göre olanaksızdı.
Ama bunları söylerken kimse okyanusların tabanında neler olduğunu tam
olarak bilmiyordu. Oysa kıtaların (aslında kimi yerde sınırları kıtaların
çok ötesine, okyanusların ortasına dek uzanan tektonik
levhaların) hareket ettiğini gösteren kanıtlar okyanusların
tabanlarında gizliydi.
Bulmacanın parçaları yıllarca yavaş yavaş
bir araya gelecekti.
Önce okyanusların tabanında bulunan
dünyanın
en uzun sıradağı; okyanus tabanının tuhaf
mıknatıslanma özellikleri; sürekli
oluşan okyanus kabuğu; derin deniz hendekleri boyunca uzanan deprem
kuşakları... Yirminci yüzyılın en büyük bilimsel
devrimlerinden biri kapıdaydı.
Yeryüzünün tıpkı dev bir yap-boz oyunu gibi farklı tektonik levhaların bölünmüş olduğunu ve bunların da sürekli hareket ettiğini söyleyen levha tektoniği doğacaktı: Böylece depremlerin kaynağı ve yanardağların neden patladığı; yeryüzünün neden sessiz sakin durmadığı anlaşılacaktı...
Yıllar önce Amerikalılar dünyanın
nelerinde nükleer silah denemelerinin yapıldığını anlamak için tüm dünya
çapında bir deprem ölçüm ağı kurdu.
(Çünkü bir bomba patladığı zaman da deprem dalgaları oluşur! Eğer
patlama yeterince büyük olursa bu sarsıntı depremölçerler yani
sismometreler tarafından dünyanın çok uzak köşelerinden bile
hissedilebilir!).
Bu ölçüm ağı, yeryüzünde meydana gelen
depremlerin yerlerini belirlemeye başladı.
Dünya çapında deprem haritaları çıkarılınca
depremlerin hep belirli bölgelerde kümelendiğini ortaya çıktı.
Deprem kuşakları yeryüzünü tıpkı bir
yap-boz gibi bölümlere ayırmıştı. Üstelik bu depremler, özellikle de,
yeni okyanus kabuğunun üretildiği sıradağlar (okyanus
ortası sırtları) boyunca ve okyanus kabuğunun yerin altına dalıp
battığı hendeklerde kümeleniyordu.
İlk kez 1912 yılında Alfred Wegener'in öne
sürdüğü gibi kıtalar hareket ediyordu. İşte bu hareketler depremlerin
kaynağıydı! Yalnızca kıtalar değil. Kıtaların ve okyanusların üzerinde
yer aldığı tektonik
levhalar kimi yerde birbirlerinin
altına dalıp-batıyor, kimi
yerde yeniden üretiliyor, kimi
yerde birbirleriyle çarpışıyordu. Yeryüzü tıpkı sürekli
hareket halindeki bir canlı gibiydi.
Dağlar
oluşuyor...
Dilerseniz çarpışma sınırlarını, Asya Kıtası'ndaki Himalaya Dağları'nın öyküsüyle açıklayalım!
Hindistan, eskiden (yaklaşık 225 milyon yıl
önce) Avustralya ile Afrika'nın bir parçasıydı. Daha sonra onlardan koptu
ve tıpkı bir gemi gibi uzun bir yolu kat edip
yaklaşık 50 milyon yıl önce gelip Asya Kıtası'na çarptı.
Bu çarpışma dünyanın çatısı olarak Everest Tepesi'nin bulunduğu Himalaya Dağları'nı oluşturdu. Bugün Hindistan, kuzeye doğru yılda 5 santimetreye varan bir hızla kuzeye doğru hareketini sürdürüyor. Himalaya' lar da hala yükselmeye devam ediyor.
İşte Asya ile Hindistan arasındaki sınır böyle
bir çarpışma sınırıdır.
Doğu Anadolu'daki dağların sırrı
Doğu Anadolu'daki dağlar da, 15 milyon yıl
önce Arabistan Levhası'nın Anadolu'ya çarpması sonucunda oluştu. Arap
Levhası da hala Anadolu'yu itmeye devam ediyor. Bu hareket sonucunda Anadolu sıkıştığı
için Anadolu bugün deniz seviyesinden ortalama 2000 metre yüksekte duruyor ve
depremler
oluyor.
ANADOLU İLE KUZEY ANADOLU FAYI'NIN ÖYKÜSÜ
Tam 25 milyon
yıl önce Anadolu ile Arabistan Yarımadası (aslında Arap Levhası) arasında
Akdeniz'den Hint Okyanusu'na dek uzanan bir okyanus yer alıyordu. Yeryüzünün
derinliklerindeki sıcak "manto" katmanı üzerinde adeta bir gemi
gibi yüzen Arap Levhası kuzeye doğru hareket etti. Arap Levhası kuzeye doğru
ilerledikçe, aradaki okyanus Anadolu'nun altına dalıp-batıp
yok oldu.
Devlerin Çarpışması
Ve Arap Levhası
tam 5 milyon yıl önce Anadolu'nun güneydoğusuna
çarptı. İki dev geminin çarpışmasına benzeyen bu olay
sayesinde Güneydoğu Anadolu Dağ Kuşağı oluştu (Belki de çarpışma sınırında
oluşan bu dağ kuşağını iki tarafından bastırılarak itilen bir halının
üzerinde oluşan bir tümseğe benzetebiliriz).
Ancak,
Anadolu, kuzeydeki dev Avrasya Levhası tarafından da sıkıştırılıyordu.
Hem kuzeyden hem de güneyden uygulanan bu baskı yüzünden Anadolu'nun doğusu
iyice sıkıştı. Kıta kabuğunun kalınlığı 45 kilometreye ulaştı (Bugün
hala süren bu sıkışma yüzünden Anadolu Platosu deniz seviyesinden ortalama
2000 metre yüksekte duruyor).
Anadolu: Bir limon çekirdeği
Arap Levhası
kuzeye, Anadolu'ya doğru hareketini sürdürdü. Bir süre sonra Anadolu'nun
kalınlaşacak hali kalmadı. İki yönden uygulanan bu baskıdan kurtulmak için
tek çaresi kalıyordu; o da iki tane dev fay sisteminden yardım istemek. Yaklaşık
5 milyon yıl önce kuzeydeki Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ile doğudaki Doğu
Anadolu Fayı (DAF) iki yandan sınırladıkları Anadolu Levhası'nın batıya
doğru kaçmasına olanak sağladılar (Bu olayı da iki tarafından bastırılan
bir limon çekirdeğinin fırlatılmasına benzetilebilir).
Ege tıpkı bir yelpaze gibi açılıyor
Batıya doğru
hareket eden Anadolu Levhası'nın batı kesimi ise (Ege Bölgesi) tıpkı bir
yelpaze gibi açılmaya başladı (Bugün Ege Bölgesi, bir insanın tırnağının
büyümesine yakın bir hızla hala hem kuzeyden hem güneyden geriliyor. Bu
gerilme Ege'yi dünyanın en aktif deprem bölgelerinden biri yapıyor).
Yelpazenin
kolları bir süre sonra birbirinden ayrıldı. Böylece Ege bölgesinin bugünkü
körfezleri ve "denize dik uzanan" dağları oluştu.
Anadolu Levhası'nın
başından geçenleri kısaca şöyle anlatabiliriz: "Anadolu'nun doğusu,
güneyden Arap Levhası kuzeyden Avrasya Levhası tarafından sıkıştırılıyor.
Bu sıkıştırma sonucunda Anadolu Levhası tıpkı bir limon çekirdeği gibi
yılda 3 santimetreye varan bir hızla batıya doğru (saatin yelkovanının
tersi yönde dönerek) ilerliyor. Batı Anadolu bu hareket sayesinde kuzey-güney
yönlü geriliyor; tıpkı bir yelpaze gibi açılıyor. Bu arada Akdeniz'in
tabanı da Girit'in altına dalıp batıyor. Böylece biz Yunanistan'a yaklaşıyoruz;
Yunanistan Libya'ya...Tektonik
levhalar sanki birbirleriyle dans ediyor.
Türkiye'de neden büyük depremler oluyor?
Avrasya Levhası,
Arap Levhası, Anadolu Levhası; kısacası yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm
levhalar milyonlarca hatta milyarlarca yıldır dans etmeye devam ediyor.
Anadolu'nun sürekli
hareketini biz hissetmesek de dünyanın çevresinde dolanan uydular gözleyebiliyor.
Ne var ki, Türkiye'nin kuzeyini neredeyse boydan boya kesen "sağ yanal atımlı"
Kuzey Anadolu Fayı (KAF), Anadolu Levhası'nın batıya doğru olan bu
hareketine kaşı koyuyor (Öncelikle "sağ yanal atım" ne demek? Eğer
KAF'ın güneyinde sabit olarak durursak, KAF'ın kuzeyindeki bölgenin birkaç
milimetre sağa (doğuya) doğru hareket ettiğini görürüz. Kuzeyde duran bir
insan da güneydeki bir noktanın sağa doğru hareket ettiğini görür. İşte
"sağ yanal atımlı" sözü bunu anlatıyor).
Kuzey Anadolu
Fayı dümdüz bir çizgi gibi olsaydı, Anadolu batıya doğru sakin yolculuğunu
sürdürebilirdi. O zaman belki de ülkemizde hiç deprem olmazdı. Ancak KAF
bazı yerlerde bükülerek kilitlenir ve Anadolu'nun batıya doğru hareketine
kaşı koyar.
Fayın
kilitlenen kesimleri bu harekete belirli bir süre (kimi zaman yüzlerce yıl)
dayanır. Kilitlenen kesim önce iyice yamulur; burada çok fazla enerji
birikir. Sonunda fayın kilitlenen kesimi bir süre sonra tıpkı çok fazla bükülen
bir tahta parçası gibi kırılır.
Kırılma
sonucunda yeryüzünde tıpkı denizdeki dalgalar gibi deprem dalgaları yayılır.
İşte Kuzey Anadolu Fayı boyunca meydana gelen büyük depremlerin kaynağı
bu deprem dalgalardır. Arap Levhası kuzeye doğru hareketini sürdürdükçe Türkiye'de
büyük yer sarsıntıları sürecek.
Bu yüzden
depremlerle iç içe yaşamayı öğrenmek ve levhaların dansına ayak uydurmak
zorundayız...