Her şey okyanus tabanlarında gizli...

 Önceki Sayfa  Ana Sayfa

1912 yılında Alfred Wegener kıtaların hareket ettiğini öne sürdü. Ama uzun yıllar kimse ona inanmadı. Hem de taa 1960'lı yıllara dek...


Koskoca kıtaların hareket etmesi birçok bilim adamına göre olanaksızdı. Ama bunları söylerken kimse okyanusların tabanında neler olduğunu tam olarak bilmiyordu. Oysa kıtaların (aslında kimi yerde sınırları kıtaların çok ötesine, okyanusların ortasına dek uzanan tektonik levhaların) hareket ettiğini gösteren kanıtlar okyanusların tabanlarında gizliydi.

 

Bulmacanın parçaları yıllarca yavaş yavaş bir araya gelecekti.

 

Önce okyanusların tabanında bulunan dünyanın en uzun sıradağı; okyanus tabanının tuhaf mıknatıslanma özellikleri; sürekli oluşan okyanus kabuğu; derin deniz hendekleri boyunca uzanan deprem kuşakları... Yirminci yüzyılın en büyük bilimsel devrimlerinden biri kapıdaydı.

Yeryüzünün tıpkı dev bir yap-boz oyunu gibi farklı tektonik levhaların bölünmüş olduğunu ve bunların da sürekli hareket ettiğini söyleyen levha tektoniği doğacaktı: Böylece depremlerin kaynağı ve yanardağların neden patladığı; yeryüzünün neden sessiz sakin durmadığı anlaşılacaktı...

Deprem kuşakları

Siyah noktalar dünyadaki depremleri gösteriyor. Noktaların nerelerde toplandığına bir bakın!Yıllar önce Amerikalılar dünyanın nelerinde nükleer silah denemelerinin yapıldığını anlamak için tüm dünya çapında bir deprem ölçüm ağı kurdu.
(Çünkü bir bomba patladığı zaman da deprem dalgaları oluşur! Eğer patlama yeterince büyük olursa bu sarsıntı depremölçerler yani sismometreler tarafından dünyanın çok uzak köşelerinden bile hissedilebilir!).

Bu ölçüm ağı, yeryüzünde meydana gelen depremlerin yerlerini belirlemeye başladı.

Dünya çapında deprem haritaları çıkarılınca depremlerin hep belirli bölgelerde kümelendiğini ortaya çıktı.

Deprem kuşakları yeryüzünü tıpkı bir yap-boz gibi bölümlere ayırmıştı. Üstelik bu depremler, özellikle de, yeni okyanus kabuğunun üretildiği sıradağlar (okyanus ortası sırtları) boyunca ve okyanus kabuğunun yerin altına dalıp battığı hendeklerde kümeleniyordu.

İlk kez 1912 yılında Alfred Wegener'in öne sürdüğü gibi kıtalar hareket ediyordu. İşte bu hareketler depremlerin kaynağıydı! Yalnızca kıtalar değil. Kıtaların ve okyanusların üzerinde yer aldığı tektonik levhalar kimi yerde birbirlerinin altına dalıp-batıyor, kimi yerde yeniden üretiliyor, kimi yerde birbirleriyle çarpışıyordu. Yeryüzü tıpkı sürekli hareket halindeki bir canlı gibiydi.

ÇARPIŞMA SINIRLARI 

HimalayalarDağlar oluşuyor...

Dilerseniz çarpışma sınırlarını, Asya Kıtası'ndaki Himalaya Dağları'nın öyküsüyle açıklayalım!

 

 

 

Hindistan'ın yolculuğuHindistan, eskiden (yaklaşık 225 milyon yıl önce) Avustralya ile Afrika'nın bir parçasıydı. Daha sonra onlardan koptu ve tıpkı bir gemi gibi uzun bir yolu kat edip yaklaşık 50 milyon yıl önce gelip Asya Kıtası'na çarptı.

Bu çarpışma dünyanın çatısı olarak Everest Tepesi'nin bulunduğu Himalaya Dağları'nı oluşturdu. Bugün Hindistan, kuzeye doğru yılda 5 santimetreye varan bir hızla kuzeye doğru hareketini sürdürüyor. Himalaya' lar da hala yükselmeye devam ediyor.

İşte Asya ile Hindistan arasındaki sınır böyle bir çarpışma sınırıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Doğu Anadolu'daki dağların sırrı

Doğu Anadolu'daki dağlar da, 15 milyon yıl önce Arabistan Levhası'nın Anadolu'ya çarpması sonucunda oluştu. Arap Levhası da hala Anadolu'yu itmeye devam ediyor. Bu hareket sonucunda Anadolu sıkıştığı için Anadolu bugün deniz seviyesinden ortalama 2000 metre yüksekte duruyor ve depremler oluyor.

ANADOLU İLE KUZEY ANADOLU FAYI'NIN ÖYKÜSÜ

Tam 25 milyon yıl önce Anadolu ile Arabistan Yarımadası (aslında Arap Levhası) arasında Akdeniz'den Hint Okyanusu'na dek uzanan bir okyanus yer alıyordu. Yeryüzünün derinliklerindeki sıcak "manto" katmanı üzerinde adeta bir gemi gibi yüzen Arap Levhası kuzeye doğru hareket etti. Arap Levhası kuzeye doğru ilerledikçe, aradaki okyanus Anadolu'nun altına dalıp-batıp yok oldu.

Devlerin Çarpışması

Ve Arap Levhası tam 5 milyon yıl önce Anadolu'nun güneydoğusuna çarptı. İki dev geminin çarpışmasına benzeyen bu olay sayesinde Güneydoğu Anadolu Dağ Kuşağı oluştu (Belki de çarpışma sınırında oluşan bu dağ kuşağını iki tarafından bastırılarak itilen bir halının üzerinde oluşan bir tümseğe benzetebiliriz).

Ancak, Anadolu, kuzeydeki dev Avrasya Levhası tarafından da sıkıştırılıyordu. Hem kuzeyden hem de güneyden uygulanan bu baskı yüzünden Anadolu'nun doğusu iyice sıkıştı. Kıta kabuğunun kalınlığı 45 kilometreye ulaştı (Bugün hala süren bu sıkışma yüzünden Anadolu Platosu deniz seviyesinden ortalama 2000 metre yüksekte duruyor).

Anadolu: Bir limon çekirdeği

Arap Levhası kuzeye, Anadolu'ya doğru hareketini sürdürdü. Bir süre sonra Anadolu'nun kalınlaşacak hali kalmadı. İki yönden uygulanan bu baskıdan kurtulmak için tek çaresi kalıyordu; o da iki tane dev fay sisteminden yardım istemek. Yaklaşık 5 milyon yıl önce kuzeydeki Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ile doğudaki Doğu Anadolu Fayı (DAF) iki yandan sınırladıkları Anadolu Levhası'nın batıya doğru kaçmasına olanak sağladılar (Bu olayı da iki tarafından bastırılan bir limon çekirdeğinin fırlatılmasına benzetilebilir).

Ege tıpkı bir yelpaze gibi açılıyor

Batıya doğru hareket eden Anadolu Levhası'nın batı kesimi ise (Ege Bölgesi) tıpkı bir yelpaze gibi açılmaya başladı (Bugün Ege Bölgesi, bir insanın tırnağının büyümesine yakın bir hızla hala hem kuzeyden hem güneyden geriliyor. Bu gerilme Ege'yi dünyanın en aktif deprem bölgelerinden biri yapıyor).

Yelpazenin kolları bir süre sonra birbirinden ayrıldı. Böylece Ege bölgesinin bugünkü körfezleri ve "denize dik uzanan" dağları oluştu.

Anadolu Levhası'nın başından geçenleri kısaca şöyle anlatabiliriz: "Anadolu'nun doğusu, güneyden Arap Levhası kuzeyden Avrasya Levhası tarafından sıkıştırılıyor. Bu sıkıştırma sonucunda Anadolu Levhası tıpkı bir limon çekirdeği gibi yılda 3 santimetreye varan bir hızla batıya doğru (saatin yelkovanının tersi yönde dönerek) ilerliyor. Batı Anadolu bu hareket sayesinde kuzey-güney yönlü geriliyor; tıpkı bir yelpaze gibi açılıyor. Bu arada Akdeniz'in tabanı da Girit'in altına dalıp batıyor. Böylece biz Yunanistan'a yaklaşıyoruz; Yunanistan Libya'ya...Tektonik levhalar sanki birbirleriyle dans ediyor.

Türkiye'de neden büyük depremler oluyor?

Avrasya Levhası, Arap Levhası, Anadolu Levhası; kısacası yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm levhalar milyonlarca hatta milyarlarca yıldır dans etmeye devam ediyor.

Anadolu'nun sürekli hareketini biz hissetmesek de dünyanın çevresinde dolanan uydular gözleyebiliyor. Ne var ki, Türkiye'nin kuzeyini neredeyse boydan boya kesen "sağ yanal atımlı" Kuzey Anadolu Fayı (KAF), Anadolu Levhası'nın batıya doğru olan bu hareketine kaşı koyuyor (Öncelikle "sağ yanal atım" ne demek? Eğer KAF'ın güneyinde sabit olarak durursak, KAF'ın kuzeyindeki bölgenin birkaç milimetre sağa (doğuya) doğru hareket ettiğini görürüz. Kuzeyde duran bir insan da güneydeki bir noktanın sağa doğru hareket ettiğini görür. İşte "sağ yanal atımlı" sözü bunu anlatıyor).

Kuzey Anadolu Fayı dümdüz bir çizgi gibi olsaydı, Anadolu batıya doğru sakin yolculuğunu sürdürebilirdi. O zaman belki de ülkemizde hiç deprem olmazdı. Ancak KAF bazı yerlerde bükülerek kilitlenir ve Anadolu'nun batıya doğru hareketine kaşı koyar.

Fayın kilitlenen kesimleri bu harekete belirli bir süre (kimi zaman yüzlerce yıl) dayanır. Kilitlenen kesim önce iyice yamulur; burada çok fazla enerji birikir. Sonunda fayın kilitlenen kesimi bir süre sonra tıpkı çok fazla bükülen bir tahta parçası gibi kırılır.

Kırılma sonucunda yeryüzünde tıpkı denizdeki dalgalar gibi deprem dalgaları yayılır. İşte Kuzey Anadolu Fayı boyunca meydana gelen büyük depremlerin kaynağı bu deprem dalgalardır. Arap Levhası kuzeye doğru hareketini sürdürdükçe Türkiye'de büyük yer sarsıntıları sürecek.

Bu yüzden depremlerle iç içe yaşamayı öğrenmek ve levhaların dansına ayak uydurmak zorundayız...