Olayın tarafları ; BSA ve Şirket sahipleri şeklinde iki gruba ayrılmakta. Ortada da biz bilgi işlemciler var.
İlk önceleri bu yazılımların kopyaları her yerden elde edilebilmekteydi. Sanki buna göz yumuluyordu. Tabii onca uğraşın sonunda ortaya çıkan ürünün Türkiye şartlarında satın alınması epey zordu. Bilgisayar alınca her işin halledileceğine bir şekilde inandırılmış kişiler, o kadar para verip blgisayar aldıktan sonra yazılımlar içinde para verilmesini bir türlü anlayamadılar. Zaten emeğin o kadar ucuz olduğu bir ülkede yazılıma para ödenmesi kabul edilemezdi. Sonra heryerde bu kadar kolay bulunan bu yazılımlara para vermekte nerden çıktı diye çıkıştılar bilgi işlem sorumlularına. Hatta eklediler cümlelerin sonuna : “Madem parayla satacaklardı, niye koruma koymuyorlar ki ?. Demek onlarında istedikleri bu” diyerek düşüncelerini pekiştirdiler. Bilgi işlem sorumlularının kafalarında bir yığın soru işaretleri oluştu.
Böyle böyle geldik bu günlere. Sonra bir gün polisiye tedbirlerle zaptu rap altına alınmaya başladı korsan yazılımlar. Baskınlar, sistemlere el koymalar. Yüklüce para hatta hapis cezaları vardı. Ancak kafalardaki düşünce değişti mi ?. Ya da değiştirilmesi için neler yapıldı ?. Arada herzamanki gibi bilgi işlem departmanlarının sorumluları kaldı.
Tabii onlarında kafaları karışık. Bir yanda şirketleri, en yalın anlatımıyla ekmek parası kazandıkları yerler, öte yanda akıl-mantık ve mesleklerinin etiği. Yaptıkları maliyetler hesabının sonunda bol sıfırlı ve dolarları görünce hele bunu ödeyince sadece bir kağıt alınacağını söyledikleri yöneticilerin yüz hali inanılmazdı. Peki bu ücretler karşılığında yeterli destek alabilecekler mi ?. Sorularına anında ve doğru, uygun çözüm bulabilecekler mi ?. İşin orası biraz karışık...
Ayrıca bu lisanslama işini yaparken bir yığın teknik sorularına ne yazık ki uygun bir cevapta bulamadıklarını gördüler. Nasıl mı ?.
Görüldüğü üzere bu tür teknik soruları uzatmak mümkün. Eminim sizlerde bu listeye ekleme yapmaya başladınız bile. Ancak bunların cevaplarını ilk ağızdan almak pek mümkün değil. Bugüne okuduğunuz BSA ile ilgili yazılarda bu tür teknik ayrıntılara girildiğini ben rastlamadım. Ya da BSA kurumunun bilgi işlem departman sorumlularına bir seminer verdiğini de hatırlamıyorum. Her iki tarafıda bu kadar çok yakından ilgilendiren bu uygulamada niye bu kopukluk var anlamak mümkün değil ?.
Şu aralar departmanlarımızda yoğun bir çalışma var. Lisanslaması eksik olan ürünlerin listesi çıkartılmakta ve bir rapor olarak üst yönetime sunulması için maliyetler hesaplanmakta. Gelecek cevap olumlu ise ne ala. Peki ya olumsuzsa ne olacak ?
İşte burada bilgi işlemcilerin kabiliyetleri devreye girmekte. Eldeki olanaklar araştırılmakta, piyasa ve dünyadaki uygulamalar incelenmekte. Bulunan çözümlere şöyle bir göz atarsak ;
Buna benzer çözümler bulunmakta ama bunların uygulanmasında harcanan zaman ve emeğin karşılığını ayrı bir yere not ediniz. Hele uzak ofisler varsa maliyetlerin artacağını biliyoruz. Buna birde kullanıcıların eğitimleri, adaptasyonlarını ekleyin. Kullanıcı homurdanmaları, aksayan işleri gözünüzde canlandırın. Sonra geçin karşısına seyredin… Bakalım neler göreceksiniz.
Görüldüğü üzere olayda taraflar kendi bakış açılarına göre haklılar. Ama ya bilgi işlemciler. Onları düşünen kimse yok. Yalnızları oynuyoruz. Bu hay huy içinde işimizi ne kadar iyi yapacağız. Bunlarla uğraşırken diğer işler, gelişmeler ne olacak ?.
Arkası gelmez dertlerimin, bıktım vallahi…